Ayın Şavkı Vurur Sazım Üstüne

| |
"Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne" diye devam ederken, zamanı gelipte derdimizin bu olacağını hesap etmiş midir sizce Sabahattin Ali.

Bugun evimize misafir geldi. Sacları sırma sarısı, gözleri kömür karası gibi bir tasvirle anlatılası bir bayandı. O bir yazar. Kalemim, kelamım yetmediğinden değil tasvirimin noksan olması, okuyanı sınırlamak istemedigimden. Bazı yazarlarlar önünüze bir karakter koyar. Halinden, edasından, sacından, basından, anlarsınız ne melem birşey olduğunu. Bazı yazarlar karakterlerine öyle taparlarki ne saçlarını rüzgara ne bembeyaz dişlerini inciye benzetebilirler. Anlatılmaz, tasvirde ki öznenin kusuruyla bağdaştırılamaz güzelliktedir, ya da iyiliktedirler. Gereği, yakışığı onları olayın içine bırakıvermektir. Her olayla birlikte o karakter takdire meyledenin gözünde canlanır, biçimlenir. Bende böyle yapmayı severim, malesef ben bir yazar değilim.

Şafak Gürgen yazarımız. Cihangir gözlemimden bahsederken sessizce dinledi ve başka bir sohbette Cihangir tayfasından olduğunu , nezaketle sözlerinin arasına iliştireverdi. Bu arada yerini belli edip, yine aynı nezaketle bize haddimizi bildirdi. Haddimizi bilmediğimizden mi? Hayır, kesinlikle değil. O da her bilgilinin güvendiği gibi hayran olduğu bir akıldan Nasrettin Hoca'yı seçenlerdendi.

Yazarımız şu an oturduğumuz evde büyümüş. Orta okul, lise, üniversite... Hayli kelimesi birikmiş Karşıyaka'nın bol ağaçlı, hatta sincaplı vakitlerinden. Alt komşu dedikodusu yaparken, ilginc kavga repligi önerileriyle beğenimizi kazanmadı diyemeyiz. Yalnız karizmasını yüceltme maksadıyla bize okuttuğu bir yazısı, eleştiri oklarımın günlük hedefi olmasına yetti de arttı.

Değindiğim gibi tasvirinde ki alnegirlerden öte, alaya aldığı bayalığı içine girerek, sanki hep dışındaymış gibi anlatışı bu yazının konusu... Malum, bazılarımız magazine süslü laflarla saldırmayı, ve en çok kelime ile anlam bütünlüğü bozulmamış cümleler kurmayı marifet biliriz. Beğenilerimiz estetik, o aciz ünlüler ve dünyaları sentetik, aslında ritüel olup, gözlerinde sözde bayağılaşmış tüm hislermiz plastiktir, yine o bazılarımız için. -Durup, dürtüp de yaşımla başımla, genellemelerimi sorgularsanız,"Çünkü ben böyle gördüm, gözlemlerimizi yazmaz mıyız?" cevabını alırsınız.-

Magazinin bir parçası olmak adına magazini, öneriler getirmeksizin, ne kadar tutarlı ya da akıllıca sorgularsanız sorgulayın; kendinizle çelişmekten kaçamazsınız. Varın çelişin, ve varın bu tarzınızı çok beğenin. İnsan dogrularını kendi belirler. Bence bu anlattıklarımı yapmak tamamiyle budalalık, ama siz budala değilsiniz. Hepimizin birbirimizi kandırarak ya da sözümüzün eri olarak kazanç sağladığı bu dünyaya teget gecilmiş ya da üstüne çizilmiş kader,akıl-mantık çizgililerinin olması farketmiyor. Şafak Hanımın da dediği gibi, "Herkese bol kazançlar!".

-->http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=4281

ps: Bircogu yazılarımda anlam bütünlüğü olmadıgından yakınıyor. Tasvirlerim eksik, düşüncelerim dağınık onların gözünde. Peki boşlukları neden siz doldurmuyorsunuz? Özgür yazılımda daha iyisini yapabiliyorsanız kimse sizi engelleyemez. Ey eleştirmenin yüce kalemi, seni tutan ne?

4 yorum:

cartman dedi ki...

Çok hoş tabii, sizden önce o evde yaşamış biriyle oturup konuşmak, birşeyleri paylaşmak. Sadece yaşamış demek biraz ayıp sanırım, Şafak hanım(?) hayatının büyük kısmını orda geçirmiş. Orayı ondan dinlemek ayrı bir zevk olmuştur heralde.

Radikal'deki yazısı çok tasvir dolu. Benim gibi zor odaklanan biri için okuması zor tabii...

sick princess dedi ki...

İlk başlarda muhabbet güzeldi, ama ne zaman Şafak Hanım sustu ve düşüncelerimiz onun kontrolünden çıktı, "sığ" diye tabir ettiği dünyayı eleştirirken kendi konumunun da o sığlığın arasında olduğunu ve fırlattığı eleştiri oklarının kendisine de batmasına rağmen bunu kabullenmemisinin saçma olduğunu fatkettik.

cartman dedi ki...

Cihangir tayfası diyince anlamam lazımdı :)))

sick princess dedi ki...

Cihangir tayfası nasıl çok bilmem, benim eleştirdiğim, magazini alaya alıp, aslında yazarın kendisinin magazinin içinde ve magazinsel kaygılarla yazıyor olması.